Bir ilüzyon daha…
Gölgem uzun gösteriyor
Bulutlardan sızan ışınların
Dar açılı dokunuşuyla.
Bedenim pencere kenarında,
Sararmış yapraklar ve
Karakteristik güz güneşi
Uzanmış kahverengi manzarama.
Uyku,o tatlı büyü,
Fısıldıyor yine ismini kulağıma.
Uykuyla uyanıklığın asansöründe,
Hayaller çıkıyor yine karşıma.
Misafarim oldular yine.
Saydam bir perde vardı aramızda,
Işık geçirmez oldu birden bire.
Dünyanın ışığından uzaklaşırken,
Sönmez meşalem parladı yine
Kafatasımın karanlık dehlizlerinde.
Garip bir duygu
Dünyadayken dünyadan kopmak,
Başka diyarlara uçmak sessizce.
Daha da garibi ise,
Uzakta bile beden çizmek kendine.
Belki marifet gözlerde değil,
Minik “biyo-robotlarımız”da değil;
Başka,çok daha başka bir yerde.
Gözlerim açık,görmüyorum,
Kulaklarım sağlam,duymuyorum,
Ağzımda sakız varmış,farketmiyorum!
Söylesene “ben” dediğim şimdi nerde?
Hayallerle güzel dünya,
Rüyalarla gerçek.
Oyun hepsi,hepsi rol…
Acıklı bazı senrayolar,
Kimi komik,kimi trajik…
Ortak olan bir şey var;
Ölüm var hepsinde.
Ağlarsın acıklı ölümlere ama
Ölmez ki oyuncular sahnede ölünce.
Oyuna çok kaptırdık kendimizi,
Unuttuk rollerimizi,
Doğaçlama yaparken,
Belki de kaybettik kendimizi.
Oyun devam edecek uzun bi süre,
Ama biz olmayacağız
Ölümümüzden sonraki sahnelerde.
Öylece yatacağız sahnede.
Oyun bitecek bir gün ve kalkacağız biz de;
İzleyicilere selam vermeye…
Etiketler: hayat sahnesi, Kasya, Şiir














