Eyl
4

Katib-ül Asr(zamanın kâtibi)

Tipi var yine dışarıda.
Rüzgar kaplandan ilham almış,
Kükreyerek vuruyor mağara duvarlarına.
Soğuk fısıltılar buhar olmuş,
Dört nefes sokulmuş birbirine,
Bedenler ısı avında.
Baba yıllanmış postuyla örtmüş ailesini,
Soğuğa kalkan olmuş
Kendi canı pahasına.
Sevdiği ve iki çocuğu,
Uyusunlar yeter ki rahatça.

 
Gözleri dalıyor
Ateşin duvardaki siyah dalgalarına.
Oğlunun kazıdığı geyik figürünün,
Suskun,şirin karaltısına.
Uykuya yenik düşüyor sessizce,
Sarıyor sevdiklerini güçlü kollarıyla.
 
Tipi kanatlanırken ufka,
Vadiler geçiyor kanatları altında.
Hayaletleşiyor yine,
İlişiyor maviliğin koynuna.
 
Mavilik Nil’e ulaştığında,
Su kenarında oynaşan çocukların sesleri
Karışıyor kuşların cıvıltısına.
Güzel bir kızı izleyen kaçamak bakışlar,
Hem göz,hem hapis bu çocukluk arkadaşına.
Kızaran yanaklar gence yakışmasa da,
Sevdiğine bakarken engel olamıyor buna.
Aşkın utangaçlığı piramitlerden de eskiymiş meğer,
Değeri hazinelerden daha fazla.
 
Bir kartal çığlığı inletti göğü,
Kondu kartal inka tapınağına.
Rahip umutlandı gelen kartalla,
Ataları cevap vermişti çağrısına.
Yıldızlara döndü,gözlerini kapadı.
Daldı zamansızlık diyarına.
Yıldızlar kıpırdaşırken,
Ay boğuldu karanlığa.
 
Ay sıyrılırken karanlığından,
Reislerin pirinin gözü yine onda.
Allah’ın hikmetine akıl erdiremiyor,
Şükrediyor yalnızca.
Osmanlı gibi heybet,veli gibi hikmet,
Alparslan gibi yürek,
Eziliyor yaratılmışların harikalığında.
 
Lacivert bir okyanus gecesi daha…
Karanlık deniz,aydınlanan ay…
Dalgalar,yıldızlar…
Bir de düşler bu gece ayakta…
 
Ufka dalan bakışlar uçarken doğuya,
Altın sarısı “Çin güneşi” doğuyor
İpekten yumuşaklığıyla.
Bir savaşçı daha yıkıldı,
Doyamadı toprak hala kana.
Kılıcıyla tek vücut,tek ruh olmuş üstad,
Saygıyla baş eğdi,
Az önce öldürdüğü yiğit savaşçıya.
“Cesaret” ve “ustalığa saygı”,
Savaşın ortasında bile ayaktaydı hala.
 
Üstad göğe döndü,çığlık attı acıyla.
Gencecik bir ustayı öldürmek zorunda kalmıştı.
Bu koymuştu ona.
Anlamsızca baktı çevresinde savaşanlara,
Neden bulamadı tüm döktüğü kanlara.
Oklar fırladı uzaklardan,
Saplandılar üstada.
Düştü dizlerinin üstüne,
Gözlerini kapadı usulca sonsuzluğa.
 
Gördüğü son bulut uçmuştu çoktan uzaklara.
St.Petersburg yakınlarına kadar hatta.
Cehenneme dönmüş topraklara.
Birden bir bomba daha düştü
Genç askerin sol tarafına.
Makinalı tüfekler susmuş,
Tanklar gıcırdamıyordu sanki artık.
Sesler yok olmuştu,
Acı da yok olacaktı yakında.
Göğsündeki nazi armasına baktı,
Son gördüğü bu oldu Azrail gelmeden,
Hayatı unuttuktan sonra…
 
Bir baba ağlıyor yine,
“İki nehir arası”nda…
Bir intihar bombacısı daha…
Hadi kendine kıydın,
Şu minicik vücuda nasıl yaptın bunu?
Evladının parçalarını bulamamaktan daha korkunç,
Ne olabilir şu dünyada?
Lanet olsun masuma “şahin”,
Güçlüye “güvercin” olanlara…
 
Müzik sustu.
Üstad dayanamadı acılara.
Parmaklar çalmaz,nefes üflemez oldu.
Sen nasıl dayandın bu gam yüküne ey dünya!
 
Müzik sustu,
Uyandı kâtip yeniden hayata.
Anladı ki zulüm çürümez asırlarla,
Adem zalimdir,tüm mazlumluğunda.
O sever,keşfeder,korur…
O aşık da olur.
Canını bile koyar ortaya da,
Zulüm çalar yine kapısını,
Zulüm bitmez karşı koymakla.
 
Bir adalet umudu varsa yüreklerde,
Kaynağı başka dünyalarda.
Ölüm bir kapıysa,bekler kâtip,
Umut belki de o kapının ardında…

İlginizi çekebilecek diğer yazılar

Yorum yazın

*




bt bt bt
#