4
Kayıp usturlap…
Karanlık izin istemeden huzurdan çekildi.
İncecik pelerinli bir düş,
Fısıldadı yine sihirli cümlelerini.
“Hayat attı,atıyor” dediler,
Kalpmiş faili…
İnandım öylece,
Sorgulamadım gerçeği.
Kadim bir usturlaptı ruhum,
Asırlar kaybettirdi ışığımı,bilgimi…
Bak şu usturlapsız dünyanın haline,
Biri “ecdad maymundur” dedi,
Diğeri milyonları katletti.
Cesetlere ithafen bir not düştü:
“Maymundunuz,katliniz vacipti…”
Aydınlandığını sanan bilim,
Ruhu unuttuğu gün kendini seyreltmişti.
Ruhsuz bir bilimden beklenen de
Nükleer kraterlerden başkası değildi…
Ölümsüzlüğü arıyor hala,
Ölmemek için yaşıyor insan…
Oysa yaşarken ölüyordu,
Yaşamın kendisi ölüyordu,
Farkedemedi…
Bu zihnindeki karanlık,
Ölümü yok oluş bilmesindendi…
Cahildi,öğrenecekti…
Kulağıma çalındı uzaklardan,
Yıllarca öteden bir şaman davulunun sesi.
Şaman doğayla bütünleşmek üzereydi.
O uzanırken boyutların kırılganlığına,
Bir kartal çığlığı duyuldu uzaklardan…
Çığlık sonsuza,
Şaman ruhuna,
Kartal ufuklara,
Ufuklar hikayelere,
Ve hikayeler efsanelere uzandı,
Sürdü gitti…
Masallar anlatıldı,hikayeler abartıldı ama…
Efsaneler bir şeyi unutmadı hiç:
Doğa görünenden ibaret değildi.
Enerjiyi tersinir yapabilen tek güç vardı:
İnsan ona kısaca “sevgi” derdi.
Sevgi silinmeye yüz tuttuğunda,
Ölüm,derin çığlığıyla sonsuzdan kopup geldi.
Karanlıkta kol gezerdi eskiden,
Görünmez,izbe,sapkın hayaletleri gözlerdi.
Gün ışığına çıktı şimdi.
İnsan başlangıcı da sonu da gördü ama
İtimat etmedi…
Oysa gün gelip güneş bile karardığında,
O güneşi,mezarından izleyecekti…














