Hikayenin başındaydı küçük kız
Elindeki küçük ekmek parçasıyla
Tepesindeki güneşi süzüyordu
O masum bakışlarıyla
Düşünceler seldi o minicik aklında
Soracağı soruları sıralıyordu
O gizemli dünyasında
Anlam vermeye çalışıyordu
Kalbinin en derin yerinden gelen
Boğucu, acı çığlıklarla
Hiç görmediği birini haykırırken yüreği
Güneş alevlere boyuyordu bedenini
Hiç bilmediği bu yerde
Sarı tozların içindeki sessizlikte
Gölgeleri izliyordu gözleri
Zihni anlam veremese de…
Yorgun bedeni itiyordu onu yere
Yerde uzanmış uyuyan babasının ellerine
Küçük kızın gözleri güneşe dönüktü yine
O kızıl topun masalsı görünüşünde
Tanımadığı bir yüz beliriyordu sanki
Belli belirsiz ve sessizce
“Anne” diye fısıldasa da dili
Duyamayacaktı kendi sesini bile
Gülümsüyordu babasının kolunda
Sessizlikti şimdi tema
O küçük oyununda
Uyanacaktı babası yine
Alacaktı onu kucağına
Belki o kahverengi tatlıdan da
Alacaktı ona bir kez daha
O tepedeki kızıl top giderken uzaklara
Elindeki ekmeğe sarıldı küçük kız
Ve uzandı yeniden babasının kollarına
Güneş,ışığını bininci kez karartıyordu ona
Bin bir için gelecekti ertesi sabaha
Gözlerini usulca yumarken küçük kız
Uyumasını engellemiyordu
Etrafta delice uçuşan bordo gölgeler
O kırmızı boyalarla boyanan insanların
Renkleri karışıyordu güneşin kızıllığında
Oyundu küçük kız için hepsi
Babası da ilk katılanlardandı bu oyuna
Yanlarına düşmüştü kırmızı boyanın siyah kutusu
Saçılmıştı herkese o koyu boya birden bire
Üzülmüştü kız onda boya yok diye
Düşündü o da boyananlar gibi “uyumalıyım” diye
Her yer o sihirli kutuyla sessizleşince
Küçük kız anladı ki bu oyunda kendisiydi “ebe”
O uyurken güneşin gidişiyle
Sesler de gidecekti bir daha gelmemek üzere
Bir gün anlayacaktı gerçekleri belki ama
Hayat denilen korkunç rüyasında
Tanıyacaktı “acı” denilen oyunbozanı
Her gününde gecesinde.
Bu onun son acısız gecesiyken,
Nicelerinin acıları dinivermişti çevresinde
Annesinden kalma güzelliğiyle
Işıldarken o gecenin içinde,
Melekler okşuyordu saçlarını
İmreniyordu onlar da bu şirin masumiyete.
İblisler acı yağdırırken oraya o gece
Meleklerin kanatlarından geçmiyordu
Sesin zerresi bile
Melekler sabah ordan gidince
Kalacaktı kulaklarında görünmez bir perde
Küçük yüreği olanları anlayıp bilmese de
Tüm dünya izledi onun filmini
Yüzlerce,binlerce kere
Ama yapamadı kimse
Karşı koyamadılar onca yağan mermiye
Kanat olamadılar melekler gibi
O “küçük meleklere”
Dünyanın cennetleri dururken
Onlar doğmuşlardı cehennemde
Belki de ölmeleri gerek
Erişebilmek için güzelliklere
Onlara cennet gerek
Şu zalim dünya yerine…
Not:Bu şiir hayata başlayabilecekleri en kötü yerden başlayanlara,savaşın ortasında gözlerindeki yaşlar dinmeden hayatta kalmaya çalışan minik bedenlere yazılmıştır.Yazarken zihnimde oluşan manzarayı tamamen anlatama becerisine sahip olmadığım için üzgünüm.Keşke beni ağlatan bu manzarayı ,kelimelerimle tam anlamıyla sizlere de izletebilseydim…















Eylül 18th, 2008 at 12:55
Bu yazıya benzer bir mail alıp ardındanda burayı okumak birde üzerine hoş müzikleriden biriyle buluşunca
duygulandım.Zamanında Yıldız ünide karşılaştığım manzara canlandı her karesiyle gözümde.Derse yetişmek için koştura koştura taşlı yollarını aşarken her yanımda savaşa yenik düşen ,orada yaşadıkları için bir tek suçları olmaksızın belki annesiz ve beki tüm sevdikleri kaybetmiş,en önemlisi kendilerinin aslında çocuksu oyunlarını oynama çağlarında vahşetin içinde bulan çocuklar kendilerini kaybetmiş olmanın acısıyla ne olduğunu anlamadan ağlayan çocuk silüyetleri geldi gözüme şimdi.Şaşkın bir okadar çaresiz hıçkırıklarla yansıyan kareler.Tüm bunları hatırlayıp benim için önemi kalmayan dersime girmekten vazgeçtim .Orta bahçede oturup aldım elime ağlayarak kahvemi,en zehirli sigaramı içip ağladım tam bir saat boyunca.Beni görenler ne oldu sana demeye korktular kim bilir neler düşündüler.O gün geldide aklıma okurken hani senin gözünde canlananlar varya bir bir her kelimede ,her hecede içime işledi…Belki uzun bir yorum oldu anlatabilmek için olsun sen anladın beni.
Ocak 8th, 2009 at 21:43
[...] önce sustuğu gibi…Küçük bir kızı yazmıştım savaşın içindeki.Tam da buradaydı: “Küçük Melek”. Tarihi yeni gelir ama değil. Yine [...]