“Uyan!”
Hayır,tekrar oku,daha derinden…
Derin ama titreten bir sesle…
Yankısız,yansımasız,
Gür,soğuk ve tek düze…
Bir çırpıda fırlarmışçasına dudaktan:
“Uyan!”
Yavaşlattım bak zamanı,
Hadi dön geri,korkma!
Zulme gözünü yummayı
Hangi çakallar öğretti sana?
Hadi,geç değil daha!
Gençliğine ver,durdur kendini.
Dön ve dur zalimin karşısında.
Onların silahı mı var?
Dedelerinin silahı var mıydı süngüden başka,
Düşman sıcak metalleri yağdırırken
Gecenin uğursuz karanlığında…
Ölüm mü zor geldi sana?
Korkar mı oldun ölümden yoksa?
Seni niye gönderdiler ulan buraya?
Dünyayı sana mı vereceklerdi sonsuzda?
Yolcuydun,hancılığa mı göz diktin sonunda?
Ne zamandır kör etti dünya seni?
Ne zamandır unuttun ölümün elbet geleceğini?
Geçeceksin ille de o kapıdan,
Kurtaramaz kimse seni.
Madem var böyle bir kapı,
Madem geçeceksin ille de,
Adalet için,zulmü bitirmek için,
Koş üzerine,kır kapıyı.
Yiğit görsün unutmuş topraklar,
Saygı görsün ruhun
Kapının önünde de ardında da…
Ne oldu sana be ademoğlu;?
Yine düştün asırardan sonra.
Medeniyet bolluğunda,
Sindikçe sindin kabuğuna.
Körelttin ruhunu iyice,
Boşa atar oldu o
Göğsündeki etten parça.
Sen korkak yaratılmadın,
Korkularını kendin yarattın.
Korkun cehaletindendi,
Mürekkebi yalarken
Kendi gözüne kaçırdın.
Kararırken dünyan,
Sen yeni korkularına gebe kaldın.
Çok bildiğini sandın,
Tevazu gösterdin dışarıya
Ama kibrini içinde sakladın.
Bilseydin korkmazdın,
Dönüp kaçmazdın.
Tıkayıp çığlığa kulağını
Lanetimi kazanmazdın.
Zulme kapadığın gözün,
Çığlığa tıkadığın kulağın parçalansın.
Sen varsın diye boş bildi zalim meydanı,
Yardım ve yataklıktan
Birinci derece zanlısın!
Lanetim sarsın dört yanını,
Korkun yılan olup boynuna dolansın.
Boğulurken son nefeste,
Makdüllerinin sesleri kulağında çınlasın.
Yürü şimdi,
Normale döndürdüm zamanı…
Duymadın,görmedin bir şey…
Karanlığı hediye ediyorum sana…
Uyu!
Hayır,hayır!
Tekrar oku!
Daha derinden,sert ve tek düze…
Boşluk kadar soğuk,çağlayan kadar gür…
Binlerce çırpıda bile dudaktan çıkamazcasına:
Uyu!
Uyu!
Uyu!
Lanetimle …
Uyu!
…














