18
Selam olsun bilenlere…

Yine sarıldım tozlu arşivime ve İstanbul’a ilk geldiğim zamanlarda yazdığım bir kasya düştü elime… Buyrun efendim…
Anahtar Parça:Badem Doğ Güneş
İki dünya tatlısı yavru kedi
Uzanmış batan güneşin önünde
Sokulmuşlar birbirlerine
Yaprakları dans ettiren
O tatlı rüzgar eşliğinde
Dünyanın curcunasına inat
Yummuşlar gözlerini huzur içinde
“Gel bizi kucakla,sev” deseler de
Kıyamadım,bozamadım tatlı uykularını
Korudum onları kendimden,kendimce
Çok masum göründüklerindendi
Bu kahramanlık belki de…
Sevgiyi tadacakları son zamanlar
Bu “miniklik” günleriydi belki de
Büyüdüklerinde sevilmeyeceklerdi
Günahsız olsalar da,masum olsalar da
İnsanlardan yiyecekleri tekmeler
Ağır gelecekti küçük bedenlerine
Çok azı,fazla acı çekmeden ölecekti
Bu yüzden o an daha çok sevmeliydim
Kaptırmalıydım kendimi bu iki şirin şeye
Bir zamanlar onlar gibiydik biz de
Masumduk,kirlendik sessizce
Her yaşıtımızı kirli görür olduk bir de
Bize yirmi sene önce “çok tatlı” diyenler
Şüpheyle bakar oldular yüzümüze
Hadi biz bozulduk belki,kirlendik de
Kedilere nedendir bu öfke?
Acaba kendimizden mi biliyoruz herkesi?
Gizli çamurlar mı bulaşmış ellerimize?
Onları mı sürüyoruz dokunduğumuz her şeye?
Kim dürüst,kim temiz şu dünyada diyenler
Çamur sürmüyorlar mı sizce de her şeye,herkese?
Bize şüphe dolu gözlerle bakanlar
Aynaya nasıl bakıyorlar sizce?
Caddeden akan insanların yüzünde
Neden kalmamış hiç neşe?
Bu insanların hepsi mi mutsuz?
Yoksa bana mı öyle geliyor sadece?
Bakışlarında şüpheler çığlık atıyor
Güvenleri kalmamış kimseye
Bir zamanlar ölümden çok günahtan korkanların
Yaşadığı topraklar buralar değil sanki
Ya da o insanlar göçüp gitmişler
Bir başka gezegene…
Güvensizlik yüz kaslarımızı bozmuş
Gülemez olmuşuz herhalde
Ben yeniden keşfediyorum gülmeyi
Size de tavsiye ederim kesinlikle
Sihirli bir değnek gibi gülücükler
Huzur yayıyor kalplere
Hayatta her şey mutlu olalım,
Mutlu edelim insanarı diye
Ama tersten bakıyoruz ki hayata
Somurtuyoruz güzelliklere bile
O iki kedi masum kalacak gelecekte
Biz ise istemesek de kirleneceğiz
Ama kalacak değiliz ya hep öyle
Temizleniriz biz de
Yapıştırırırz kırıklarımızı,kırdıklarımızı
Elimizden geldiğince
Bir daha kırmamaya da söz veririrz
Sonra tutarız bu sözümüzü de
Karanlık bir odayken kalbimiz
Güneşe dönüşüverir saniyede
Gözlerimiz ışıldar o ışıkla
Çevremizdeki karanlık odaları da
Gömeriz belki tarihe böylece
Onlar istediğini desin
Biz iyiyiz,güzeliz,dürüstüz
Biz güneşleriz içimizde
Gözlerimiz umutla bakar
Bulutlara,yıldızlara,güneşe
Bırak da bilmesinler bizi,bize ne?
Demiş ya Yunus;
“Bizi bilmeyen ne bilsin?
Selam olsun bilenlere…”















merhaba burak kardeşim yüreyine sağlık kalemin ucu hiç bitmesin emi sevgilerimi gönderiyorum …
kirleniyoruz değil mi?
bu yüzden şaşırıyorum ben… bana karşılık beklemeden iyilik yapıp, içten gülümseyip içimi ısıtan insanlara rastladığımda…
teşekkür ederim fatma hanım. ziyaretinizle beni mutlu ettiniz gerçekten. her zaman beklerim.
şaşırmamamk lazım aslında cii… çünkü “insan”lık mertebesinde olanlar onlar aslında…
Merhaba Burak,
Eline ve yüreğine Sağlık bizimle paylaştığın için..
Şehrin çok güzel,Çok ilham verici..
Bir an için insanı burdan alıp,çocukluğunun derinliklerindeki gizli anılara,gizli haylazlıklara göturuyor.
tekrar teşekkürler.
sen istanbula ilk geldiğinde ”insanlar neden böyle” demiştin bana.bu şiir ”BÖYLE”nin açılımıydı heralde