
Uzun zaman oldu değil mi kadim defterim… Ama bak bulduk sonunda kürkçü dükkânının yolunu… Selametle…
Anahtar parça: The Do-Stay(Just a little bit more)
Zaman kapsülünden hallice bir kutum vardı;
İçinden kırık bozuk eski bir kaset,
Saçma savruk masallardan fırlama,
Hepten de çocukça duygular çıktı.
Dünyanın en kötü filmine
İki kişilik sinema bileti,
Pamuk ipliğindeki çocukluk aşkının eskitilmemiş resmi,
Bir de küçük bir zihnin
Bir zamanlar devasa olan,
Sonra küçülüp şehrime
Hatta evime dönüşen evreninden
Bir kaç parça lego eskisi…
Ne güzel günlerdi…
“Et top” kadar ucuz,
Kardan adam kadar sevimli,
Çin malı oyuncak ve
“Monopoly” çakması “borsa” kadar kolaydı mutluluk.
Baba tokadı ve parasızlık koymazdı,
Alamadığımız güzel oyuncaklar için hep umut vardı…
Büyüklerin okyanus aşırı ülkesi o kadar uzaktı,
Nasıl hayat birden bizi oraya ışınladı?
Nasıl kolaylaştı mutsuzluk böyle?
Hani büyüynce sonsuza dek mutlu yaşanacaktı?
Büyüyen egom mu,yoksa gururum mu karamsar kıldı böyle hayatı?
Hayallerimde yaşadığım yer bu dünya değil miydi?
Savaş,eroin,fuhuş,mafya dedikleri birden nerden çıktı?
Can yanmadan barış olmaz diyorlar,
Bugüne kadar herkes niye beni kandırdı?
Belki beni kandıranlar büyüdüğümde
Dünyayı düzeltmiş olacaklarını sanmışlardı.
Bu zincirleri erimiş hırs dolu nefslerle
İnsanlık dünyayı nasıl daha iyi yapacaktı?
Kralları adalet için,eşitlik için devirenler
Holdinglerinden kalelerini yönetenleri nasıl unutmuşlardı?
Bunlar değil derdim;
Uğraşsam bir gün düzelir belki de her şey,
Uğrar mı uzaklardaki ruhuma bir teşekkür nidası?
Yoksa resmimi yakıp taşa mı tutarlar mirasımı?
En kötüsü de daha da bozarlar mı
Acaba benim adımla,düzeltmeye çalıştıklarımı?
Yok yok derin şeyler bunlar…
Yok yok başımdan büyük tüm bu kelâmlar…
Yok yok ben yokum bu işte…
Yok yok daha yaşayacağım günler var…
Gel kutum,gel dönelim biz eski dünyamıza,
Gel hatırlayıp özleyelim de
Mutlu edelim kendimizi biraz daha….
Sonuçta son trene ne kaldı?
Mutluluğu arayarak geçti ömrümüz,
Şimdi de mutlu olduğumuzu fark etmediğimiz
Günleri özlemekle geçsin,fena mı?
Bir yaprak daha düştü kadim çınardan,
Bir sonbahar daha bitti,
Ağustos böceğinin kâbusu yine geldi çattı…
Tüm masallarım cebimde,
Ruhum sıcak kaşkolumun içinde,
Mutluluk için bedenim
Yine sokağa çıktı…















Nisan 8th, 2009 at 20:45
yorum yazılmamış buna şaşırdım:)
bizler zaman kapsülünden hallice kutularda sakladığımız hatıralarla yaşayarak mutlu olabiliyoruz bu hayatta sadece… ne mutlu saklayacak hatıraları olanlara :)
Nisan 8th, 2009 at 22:35
çok ilginçtir ki aynı şaşkınlığı ben de yaşamıştım.çünkü hakkaten sevdiğim bi kasyaydı bu ama kimse ilgi göstermedi.
demek sanaymış nasip…
bu arada “Renksizlik bağımlısı”,sağ üst köşeye ithafen yazdığın birşeyse çok teşekkür ederim,çok gurur verici bir şey olur bu benim için.
Nisan 9th, 2009 at 16:39
rica ederim
ama ne sadece ona itafen diyebilirim ne de onunla alakasız,,, renksizliğin başka başka yerleri de var bende, üst köşedeki yazı da eklendi bunlar arasına