Ara
23

Anne pilok ne demek?

Yazar: Burak Demirtaş  //  Blog, Featured  //  15 Yorum

Not: Bu paragraftan sonraki yazı,dürüstlüğüme güvenmeyen, kasyaların saçma olduğunu ,bu sitenin de tamamen o saçma kelime bütünlerinden oluştuğunu, başka şiirlerden kasyaların hiç de farkı olmadığını düşünenlerce okunmasın… Çünkü kimsenin zamanının mesuliyetini üstlenemem…

Not2:Zamanın paradan çok daha değerli olduğunu anlatabilecek tek söz,ölüm saatinin rakam olarak ta kendisidir…

Yazıyı  okumaya başlamadan önce yandaki müzik kutusundan The Do-At Last’ı seçmen güzel olur sevgili okuyucu… ;)

Başlığı “anne pilok ne demek?” yazdım ama işin bir ara blograzzi forumunda açtığım “blog kelimesini türkçeleştirsek de mi kullansak” başlığıyla ilgisi yok. Bu biraz kendimle ilgili. Şöyle demeliyim aslında: Blogun ne olduğunu öğrenmeye başladım sanırım ve öğrendiğim şey hoşuma gitti… 

Önceleri bir kaç blogu gördüğümde “aneyy,ne güzel yapmış siteyi yahuu” nidasıyla ve ağzımdaki salyayla okurken ilk gördüğüm blogların karizması,gördüklerimden birinin 13 yaşındaki bir çocuğa ait olduğunu görünce,(hadi o espriyi ben de yapayım içimde kalmasın) ayakkabı yemiş,doymamış buş gibi olmamla hemzemin oldu… Dedim “e neyim eksik bu veletten?” … 

Tamam durdum… Yalandı bu böyle olmadı…

Ben çok eskiden daha ilk çıktığında blog yazardım… Hatta adım da şeydi… Şey işte … 

Vaz geçtim…

En iyisi doğruyu söylemek: Ben blog açtım ama benimki blog değildi… Meğer blog böyle herkesin olabildiğince sık,hiç bir şeyi önemsemeden sadece pöykürüşlerini karaladığı bir tür günlükmüş… Tabi böyle olmayan bloglar da az değil ama geneli bu durumda. Peki kim okur bunları? Blog yazmayan blog okuyucusu az sayıda bence kesinlikle! Ya da şöyle diyelim: Blog okumaya başlayan herkes “lan ben de yazarım” havasında ve haklı da… Bu yüzden hepsi blog açmış sonra kendine… Haklılar ama başka bir olay da giriyor sonra işin içine: Okunmak,yorumlanmak… Bunu level( bkz. ben seviye gördüm şeklinde cümle içinde kullanılabilitesi var diyip,kullanılabilite kelimesinden dolayı taşa tutulmak eylemi…) unuttun baş kısmı,baştan aldım: Bunu level atlatırsak blograzzi ya da türk blog yazarları gibi platformlarda ortam yapmak,technorati ve alexa’yı keşfetmek ve sonunda SEO ayarlamalarına ve millete blogroll için yalvarmaya kadar yolu var…

Ben tabi burada blogcuların analizini yapacak,şu şöyle yapıyor bu böyle vs. diyecek ne konumdayım,ne de cüret ederim buna… Ama şunu anladım ki blogcuların “kimsenin onlardan olduğunu bilmemesini istedikleri” cümleleri var. Kimliklerini özenle gizlemelerinin en önemli nedeni de bu zaten.

Peki benim yok muydu? Yoktu! Ne varsa içimde duysunlar istedim,benim söylediğimi bilsinler istedim.Güzel yaparsam adımı övsünler diye değil! (Hâşâ) Gerçek biriyim ve söylediklerim de benim kadar gerçek,bunu bilsinler diye! Ben yaşadım her kelimemi ve küçüklüğümde legolarla yarattığım dünyalarımı büyüttüm,şehir yaptım,bir tek adını gizledim de şehr-i kasya koydum… 

Bir tek sebebi vardı bunun: Bana gerçekten yazdıran şey hayatın melodisiydi ve ben kulaklığımdan gelen ezgi o melodiyle örtüşünce,o sihirli anda,bir kapı açıp yazabiliyordum o kapının içinde olup biteni… Ben o olup biten gerçek olmasa bile ağlayabildim ona yeri geldiğinde… (inandırıcı olmasa da gerçek,belki de şizofrenimdir gerçekten) Ama bunlardan öte ben o KAPI’yı göstermek istedim insanlara. O koşuşturmacanın içinde görmediğimiz,saçma uğraşlarımızda hep unuttuğumuz,kaçmak istediğimizde bile alkolde aradığımız o KAPI,görülmesi gerekendi bence… 

Madem ben görüyorum,onlar da görsün dedim… Ama sadece isteyenler görsün… Gerçekten isteyenler!(Belki sonsuza dek kimse istemeyecek) Tüm kasyalara bir şeyler sakladım;kimine bir masal,kimine bir felsefe,kimine yıllardır düşündüğüm kompleks kurgularımın bir cümlelik özeti… Birini tam anlamak için hepsini okusun istedim okuyan… Çünkü ona bir hediye verilecekti sonunda… Kimi için değersiz bir taş,kimi için bir gümüş kolye… Elmas olamazdı hediyem,çünkü yapamayacaklarımın farkındayım ve elmas çıkmaz bu cevherden…

Neredeyse tüm inkâr edenlerin aksine (bkz. “ben kendim için yazıyorum,okumazsanız okumayın nan!”  diyip,evdeki defterine yazmak yerine milyonların erişebileceği blog yayınlamak) ben okunmak için açtım bu siteyi ve az-öz ikilisi eşliğinde ulaştım en azından bir kaç kişiye… 

Keşke yeteneğim olsa ve o kapının içindekileri tamamen anlatsam,dünyada kendimden başka bir hayatı da değiştirebilsem kelimelerin gücüyle… Keşke hatırlatabilsem kaybedilmişleri… Keşke kadim parşömenlerin ilimlerini diriltip vurabilsem saçma hayatlarımızın,saçma isteklerimizin yüzüne…

Saçma ve idealizm kokan edebiyat sezildi,farkındayım… Ama bir gün o hitabet bahşedilirse ölmeden önce,”özünü bilip sevdiğim,meleğe taş çıkarma potansiyelindeki insan” için,onu bulup içindeki ışığı yayabilmesi için çok ama çok küçük bir ilham kıvılcımı olmak istedim. 

Okuyucu,yine edebiyat parçalamayla itham etsen de,söyledim,gerçek bunlar… 

Bu şehri kurarken bir kitap çalışması yapmak istedim aslında. Online ve bedava bir kitap. Ödenmiş tek bedeli benim zamanım ve emeğim olan,karşılığında sadece tozlu bir klavyenin tuşlarının doğru sıralamayla ittirilişini ve “gördüğünü seslendirmeden okuma refleksini” umdum… Evet,bu kadar azdı umudum… Hala da öyle… 

Şimdi kasyaların bana yetmediğini far ettim…Bu dünyanın gerçekleri,hikayeleri,hüzünleri,karmaşası ve haykırışları da vardı içimde ve yazmam gerekiyordu,tutamadım daha fazla… Önce “bitlilimon”da başladım,şimdi burada devam ediyorum… 

Umarım bundan sonra gözünüzü yormam,zamanınızı kazara bile olsa çalmam ve umarım tebessüm bırakırım şu an bunu okuyan o gözlerde… Gerçekten bu kadar saflıkla bir şey istenir mi? Amacım ne olabilir? Para olamaz çünkü reklamım yok.Popülarite? Belki ama kız arkadaşım ve bir kaç yakınım dışında sitemi bilen bile yok tanıdığım insanlar içinde. Olsa muhtemelen dalga konusu olurum… Bunun dışında herkesi zaten ismen ya da rumuzla tanıyorum… Neyse okuyucu,gecenin üçünde aklıma glemeyen “yazış nedeni kurgum”  konusunda benden bu kadar… 

Ve sen buraya kadar okudun ya,helal olsun! 

Ve blogculuğa aynı blogda devam edeceğinden şüphelendiğim bir blogcu arkadaşa ithafen,onun sözüyle bitireyim:

Bitti… :)

Son not: İleride çoğu zaman bu kadar ciddi yazamayacağım için üzgün falan değilim,bilakis (bu kelimeyi hep kullanasım vardı) mutlu ve mesut (bunlar iki kişi diyerek iyice cıvımak istemiyorum,ama bu yanlış kullanım da deli etmiyor değil yani… :P ) olarak giricem yağatıma… Ha okuyucu! Küçüklüğümün tadella reklamındaki çocuk gibi sesi duyup arkasına bakan okuyucuya: Sağol!


İlginizi çekebilecek diğer yazılar

15 Yorum Neye? Şuna: “Anne pilok ne demek?”

  • insan şu sol taraftaki bitli resimciği hatrına tıklar be teyyare … cık cık… :getlost: gerçi ona basınca sadece benim yazılarıma ulaşırsın ama olsun… :whistle: :silly:

    fıkırdama?

    kasyacı terimler sözlüğü sayfa bin yetmiş bir,rakamla 1071,malazgirt zaferi…

    yine yanlış giri..

    sayfa numarasını doğru ve sakince giriniz…

    for turkish press 9!

    9…

    sayfa numarasını adam gibi gir benim canımı sıkma,kafanı gözünü yarar,kırmızı kasalı kamyonla üstünden geçerim hayvan herif seni…

    sayfa no: 4321

    gerizekalı 4ten geriye sayma eylemi…

    sayfa no:16432

    fıkırdama: katı haldeki saf maddenin(saf dediği ben oluyom),ortam ısısının artışı ile önce sıvı faza geçip(cıvık anlamında) sonra kaynama sıcaklığı denilen bir sıcaklıkta ısısının artmasına rağmen sıcaklığının artmaması (artık espriye doyduğun,hankırarak güldüğün nokta) akabinde gerçekleşen,halk arasında “fokurdama” olarak da adlandırılan eylem…

    sözlük enerji tasarrufu moduna geçiyor…

    sözlük beklemeye alınıyor…

    sözlük kendini kötü hissediyor…

    sözlük kapanıyor…

    sözlük kapandı…

    zorlama,evet hala kapalı…

    sözlük dile gelir ve pöykürür: şarzımı bitirdin,ömrümü yedin layn!

    -sus lan doldururuz…
    -adam ol böle canımı ye…
    -uyy bıdı bıdı…
    -yılışık… :getlost:

  • canını sıkanlarında canını sıktın bence bu isyankar ve bırazda alınmış yazınla.. :)

    bence sen nasıl yazılarla ve ne sekılde mutlu oluyorsa o şekılde devap et yoluna arkadasım..

    çünkü bu sensin,kendini değiştirmeye çalışma başkalarının şu bu nedenle dedıklerı yüzünden…

    ha bu arada merhaba .. :D

    görüşmek üzere…

  • zaten ben kendimi değiştirmeyeceğim için yazdım bu yazıyı. seven beni böyle sevsin,çünkü başkası olmaya ne ihtiyacım,ne de mecalim var… :smile:

    bu arada sana da merhaba… :happy:

  • blog insanın içinden gelerek yazdığı şeylerden oluşuyor amç başkalarına faydalı olmak ya da birşeyler paylaşmak işte..
    Blognuzu okumaya çlşyrm ama o kadar çok şey var ki :silly: :whistle:
    blogunzun ismi neden şehri kasya merak ediyorum
    açıklarmsnız :angel:

  • sevgili mina öncelikle ziyaretin için çok teşekkürler… :smile:

    şehr-i kasya’nın bir anlamı şehr-ay kelimesinden gelen “kasya ayı ya da kasya zamanı”.

    diğer ve asıl anlamı ise sitede bir yerlerde saklı… zor bulunacak bir şey değil… hep gözümüzün önünde olan,ama hiç görmediğimiz bir şey… tıpkı kasya şehrinin kendisi gibi… :wink:

Yorum yazın

*




bt bt bt
#