6
Kasyacı’yla Hancı’nın sohbeti…
Vakt-i zamanında bir han varmış handan içeri…Hanın kapısı gıcırtıyla açılmış.Loş hanın salonunda tek tük insanlar,kiminin elinde bir kitap,kiminin elinde bir gitar,herkes gaz lambalarının cılız sarılığında,kendi uğraşlarındaymış.Kasyacı içeri girmış… Hiç oraya ait gibi değilmiş. Altında kotu,üzerinde kapşunlu mor bir giysisiyle,gelecekten gelmiş gibiymiş. Kim bilir,belki de geçmişten gelmişti… Yağmurda ıslanmamak için başına geçirdiği kapşonu çıkartmış.Ama kimse bu yabancıya dönüp de bakmamış bile,hepsi işinde uğraşındaymış…
- Eee,gel bakalım kardeş. Geç otur şöyle. Ne istersin içecek yiyecek? Yalnız bizde öyle kafa bulandıranlardan olmaz. Git aşşa dükkandan al zıkkımlan. Burda kafa ayık sohbetler edilir.
- Dur be hancı ilk dakkadan posta koyma. Yap bi Türk gayfesi de yerine gelsin keyfimiz.
-Ha şöle,adam gibi dur bakem.
-:) Tamam hancı tamam…
-Ne var lenn,tafra mı yapıyon bana kendi mekânımda,yezidin torunu?!
-Ya hancı yaşlı başlı adamsın bi de get allasen.
-Bi dakka bi dakka,bu kaşının kenarındaki mührü biliom.Len sen miydin o kasya kelâmlarını yazan? Hiç böyle zibidi gibi gelmediydin bana.
-Nası gelmiştim?
-Ben şöyle akıllı uslu,efendi bişicik samıştım seni,zıpçıktıymışsın meğer.
-Hey allam… Tamam hancı efendi zıpçıktıyım hee…
-İyi bakam neyse,müşteri müşteridir. Ee anlat bakam nerden gelir nereye gidersin?
-Şu sol kapıdan girer sağ kapıdan çıkar giderim.
-Seç sağ elimi mi sol elimi mi yicen suratına hadi bi seç allasen!
-Yav hancı dayı sen neciydin eskiden? Ne ayaksın abicim sen?
-Heeyt… Biz eski kabadayılardanız aslanımmm… Geşcen bu ayakları. Yanımda doğru dur,bozmıyim olmayan fiyakanı.
- Anlaşıldı şimdi olay.
-Onu geç de sen,elin ayağın ağzın yüzün oynamadan anlat bakem,nerden çıkmış bu kasya dalgası?
-Valla dayı nasıl söylesem bilmem. Eskiden yazardık üç beş kelâm,iyidir hoştur dediler. İyi dedik yazalım bakalım… Bir de baktım ki yazmak kadar kolayı,ama bi o kadar da güzeli yokmuş. Öyle an geldi ki her şeye yazar oldum nerdeyse.
-Gızlara da yazmayaydın bakamm!
-:) Haha, vay dayım az değilsin yahu. Gün oldu onlardan birine de yazdık.
-Ee,sonuç?
-Bi baktım tavlamışız…
-Heyt,goçum be…Ama acık ükelasın sanki…
-
Ya dayı şaka gibisin vala. Neyse,yazdık da böyle,baktım olmaz. Çok yazmak bir şey değil dayı. Güzel yazmak,her seferde öncekinden on kat bir şeyler katmak lazımmış. Dedim lazım olmayanı neylesin millet? Zaten her kalemi alan yazar olmuş.Bari ben kirletmiyim bi de ortalığı. O gün bugündür,dolar taşarım çoğu zaman da,kelâm kendi gelmezse,beni alıp götürmezse,dokunmam da yazmam da. Kimse bilmez belki ama,her kelime altındır bana.Ama sorarsan,belki de ben de lüzumsuzun biriyim ve belki kelâmım da öyle.
-Lan evlat iyisin hoşsun da,zibidinin önde gidenisin,nerden bu konuşma,bu kelâm böyle?
-Vala hancı dayı,o kısmını ben de bilemedim bi türlü.Bildiğim şu ki,keşke hayat kolay,şairin dediği kadar “Bedava” olsa da bıraksam öğrenciliği şunu bunu,yazsam dursam kitaplar dolusu.
-Aa şimdi olmadı evlat. Öğrencilik bırakılmaz. Öğreneceksin her zaman. Durdun mu,senden bi cacık olmaz.
-Haklısın dayı,haklısın.
-Eee,peki kasya nedir evlât?
-Valla dayı o hep gizli dursun dedim de. Anlatayım bir seferlik,sadece bir seferlik olsun ki bundan sonra ancak arayan bulsun. Yahut,önce aramış,sonra bulmuş olan,şimdi bulduğunu sağlamış olsun.
-Evlât burda iki kişiyiz,kim duyacak ki başka?
-Yook hancı. Öyle deme,yerin kulağı vardır.Ben varken özellikle
-Ne o len,moskof ajanı mısın yoksa? Şindi alırım kelleni ha!İtiraf et zındık!
-Yok dayı naptın ya,ben bekçiyim sadece. Şehir kapısında beklerim. Arada gelen gidenle laflarız o kadar.
-Devlet sırrı bilmezsin yani?
-Yok dayı işimiz olmaz.
-Aferin ,olmasın.
-Yaw tamam dayı,koy hançeri kenara da laf anlatalım şurda. Hani nerde benim kahve?
-Höyyt,akıllı ol. Gelmiyo senin kahve… Usulü bilmeyene kahve yok bizde.
-Yahu dayı tamam,bir ORTA Türk kahvesi istiyorum. Şimdi oldu mu?
-Aferin lan. Azcık beyin varmış sende. İyiye alamet.
-Dayı sen beni dinlemedin mi hiç?
-Sus zındık,bana cevap verme. Böyle derim ki yerini hatırla arada. Ha anlat şindi bakem gerisini… Gıız,ayşe,getir çocuun orta gayfesini bakem.De hele anlat neymiş kasya…
-Yahu işte bu diyarlar varya dayı. Ne buranın adı?
-Ne biliyim ne?
-Yahu şehrin,diyarın adı olmaz mı?
-Ana gibi yar Bağdat gibi diyar olmaz.
-Dayı sen azcık saçmasın galiba…
-Ne?
-Yok bişi demedim öyle kendi kendime şeetmişim.
-Şeetme öle deli derler.Şeedersen de ölü derler. Artık sen seç…
-Tamam da dayı buranın adı ne?
-Lan ne biliyim zındık moskof ajanı,ben bilsem yazar olurdum.
-Tamam işte. Buranın bir adı yoktu önceden. Ben de dedim ki öyle bir adı olsun ki,şanı alsın yürüsün. Öyle bi adı olsun ki,kimseciklerde olmasın amma,anlamı derin mi derin,karmaşık olsun.
-Kimse anlamazsa ne anlamı var?
-Zaten bu yazının sebebi de o be hancı dayı.
-Neyse çok uzattın hadi anlat.İşim gücüm var daha…
-Tamam tamam…Sitenin ismi,tepedeki Şehr-i Kasya yazısının yanındaki şu Çince kelimeden geliyor:紫禁城 (Zijin Cheng) Anlamı Yasak Şehir demek. Dünya üzerindeki en geniş saraydır. Ama onu diğerlerinden ayıran asıl özellik şuydu ki;bu saray müthiş bir güvenliğe sahipti. Girenden çıkandan herşeyden direk imparator haberdar olurdu.Öyle her bi kimse de saraya adımını atamazdı. Çoğu kişi için o sarayın duvarlarının arkası “yasak şehir”di tam anlamıyla.
-E evlat senin siteyle ne alakası var?
-Ya hancı dayı,şimdi benim anlattığım şey de bu şehrin içindeki bir şehir. Her yerde bu şehrin sokaklarına açılan kapılar var gerçek dünyada. Bir anahtar,bir bakış yetiyor aslında sokaklara ulaşmaya. Ha ulaşılınca ne olur? Diyar diyar gezen seyyahın dilediği,aradığı şey neyse,o olur.
-Yasak şehir?
-İşte burası da görülen ama girilemeyen bir şehir hancı dayı.Bakarlar da görmezler,yasaklamışlar zihinlerini buralara çünkü.
-Peki Şehr-i Kasya?
-İşte bak. KAS-YA = YA-SAK. Bu bir kelime oyunu. Şehr-i Kasya,Yasak Şehir’in harflerinin yerlerinin değişmiş hali.
-Peehh… E koçum Şehr ay demek?!
-Dayıcım o da başka bir anlam işte. Şehr-i Kasya,”Kasya Ayı”,”Kasya Zamanı” anlamında.Burada zaman durur,tarih akmaz sevgili hancı dayı.
-Vay evlat,sen baya uğraşmışsın bu isim olayında. Neden Aysak değil de Kasya?
-Çünkü Kasya,başka bir bilinen anlamı olmayan bir kelime. En azından ben bulamadım anlamını.
-Peki neden o çince yazıyı falan koydun,madem gizli,durmasaydı o yazı da orada.
-Bak dayı: Benim anlattığım bakılan ama görülmeyendi. Her zaman gözümüzün önünde olan şeylerdi ama hiç öyle bakamıyorduk. Oraya,en büyük puntolarla yazdım koydum o yazıyı. Bir de altına,kopyala yapıştır yapabilsinler diye metin halini de koydum. Hani en azından belki bi gugıl resimlerinde olsun aratan olur diye.Ama biliyordum ki hiç kimse bunu yapmayacak. Herkes bakacak,o çince yazıyı da görecek ama hiç umursamayacak,merak etmeyecek. Çünkü “kabullere” öyle alışmışız ki meraktan yoksun kalmışız. Ezberi öyle belletmişler ki gördüğümüzü kabullenip hiç arkasını araştırmamışız. Böyle olunca gün gelmiş memlekette dindar dininden gafil,milliyetçi milletinden gafil,sisyasetçi tarihinden,memleketinden gafil,en kötüsü de âlim ilimden gafil iş yapar olmuş. Çelişkiler almış yürümüş,canlı bildiklerim çürümüş,şeref dediğim ayaklar altındayken,mal korkusuna, koltuk korkusuna,can korkusuna memleket gümüş tepside “turkey(hindi)” olmuş… Ha bunun okuyanla ne ilgisi var? Ben de onlardan biriyim dayı… Ben de merak etmiyorum belki. Ben de umursamıyorum belki… Ama protesto ediyorum önce kendimi,sonra herkesi…Daha bu ismin hikayesi dallanır da,bu kadar kâfi herhalde şimdilik.
-Hiç girme evlat,zaten kafam almaz şimdi.
-Yok dayı,ben ara ara girerim zaten. Ama hepsine gönderdim ben bu ismi,herkese gösterdim en büyük yazılarla da,”biz işte bu olduk” dedim kendimce. Ama kendim anlattım,kendim dinledim sadece.
-Çok içlenmişsin çocuk.
-Sorma dayı…
-Şimdi tüm bu diyarlara sen mi ad verdin çocuk! Sen kimsin o zaman?
-Senin var olma nedeninim. Ve sen de benim var olma nedenimsin.
-Benle saçma salak konuşma.Anlıycağım şeyler söyle…
-Öylesine yolcuyuz be dayı… Yorma kafayı…
-Ei öyleyse. Bulandırdın kafamı,azcık dağılsın bari.La ceysın,çal oğlum güzelinden de dağılsın kafamızın bulanıklığı…
Jason McGuire:El Rubio eşliğinde tazelenmiş çoktan soğutulmuş kahve ve görüntü hayalle birleşip uzanıp gitmiş geldiği yerlere… Bir gitar sesi kalmış geriye tüm anlatılanlardan sonra ve dalmışlar uykuya tüm kahvelere inat, hep birlikte,yine…
















o diilde dayı nasıda bilmiş ükela olduunu
dayıyı sevdim burdan sana kendi dayımı yolluyorum anladın sen onu :silly:
bu yorumdan sonra dayı sana vacip oldu… :tongue:
Kasyacım harika ötesi yazılarından biri dört gözle okudum bi sefeerde anlaşılacak gibi değil Şehr-i Kasya deyince insanın kulağına hoş geliyor hemen içine alıveriyor,ben de araştıracağım aslında ben google’dan ve ansiklopedilerden yeni bilgiler öğrenmeyi,beyin dağarcığımı geliştirmeyi çok severim.dayıya selam.sevgiler
Off cok uzun yazmışsın valla kuru kuruya da okunmuyoo.. çayları kap gel çatal var hali hazırda((:
:w00t:
JoyeuXieLLa :(JoyeuXieLLa nerden çıktı yahu,hani nilaydın sen,yirin senin isim deişikliğini
)
kızım orda koskoca aypod koyduk heç mi görmüon.. ayıp bee.. onca zamndır gelir gidersin,yol yordam örenemedin gitti… (bkz. pişkin blogcu,bkz. yorum yazanı dövüyolar) :tongue: :silly:
sanem dayıyı karıştırmayalım,sonu iyi yere gitmio… :silly:
baya baya bi HOŞŞ olmuş canım ya.. sevdim ben bu tarzını
diyoloğuna sağlıghh :silly: