14
Sıradan(lığa) bir yazı…
Hadi tek ol…
Hadi git en güzelini yaz sen…
Hadi en orjinal sen ol…
Sendeki telefon kimsede olmasın!
Sendeki tarzın eşi bulunmasın!
Kendine özel araba, villa,
Hatta hiç kimsede olmayan bir şaton olsun…
Bir şarkı yaz ki en iyisi olsun,
Bir icat yap ki adın asırlara nam olsun…
Desinler ki o benzersiz,
Desinler ki o harika,
Desinler ki o mükemmel…
Bütün karşı cins peşinde,
Milyonlar cebinde,
Bütün dünya senin ekseninde dönsün…
Tüm istediğin bu içten içe… Tüm istediğin “tarz” olmak, “bir” olmak… Bunun için ödediğin bedeller ise çoğu zaman o kadar çarpıcı ve hatta komik ki…
Aslında boş bu sözlerim. Sen yine devam edersin, ben de böyle devam ederim…
Keşke yarışmasaydık da birlik olsaydık, savaşmasaydık da kardeş olsaydık, ezmeseydik de, birlikte zengin olsaydık… Emir değil de rica etseydik keşke, bağırmasaydık da dinleseydik…
Bilindik bir “5 maymun deneyi hikayesi” vardır… Keşke ibret alsaydık…
“Kafesin tepesine bir miktar muz ve muzlara erişebilmek için de bir merdiven koyulmuştur. Araştırmacı kafese bir maymun koyar. Maymun muzlara tırmanmak istediğinde, muzlara ulaşacağı sırada kafese soğuk su fışkırtır ve bir süre sonra maymun muzlara ulaşmaya çalışmayı bırakır. Daha sonra kafese bir tane daha maymun koyar. Yine maymunlar her muzlara çıkmak istediğinde yine kafese soğuk su fışkırtır. (Çıkmak isteyen maymun da, çıkmak istemeyen de ıslanır.) İkinci maymun da kısa sürede muzlara ulaşmaya çalışmaktan vazgeçer. Araştırmacı kafese bir maymun daha koyduğunda ise işler biraz değişir. Çünkü üçüncü maymun kafese girdiği gibi muzlara gitmek ister ama diğer iki maymun o bunu her deneyişinde, onu fena şekilde döver. Üçüncü maymun niye dayak yediği konusunda bir fikri olmasa da yukarı tırmanmaya çalışmaktan vazgeçer. Sonra kafese dördüncü bir maymun daha konulur ve o da muza tırmanmaya çalıştığında ilk iki maymun onu dövmeye gider, üçüncü maymun da belki yediği dayaktan ötürü, belki de iç güdüsel olarak onlara katılır ve üçü birlikte dördüncü maymunu döverler ve onu çıkmaktan sonunda vazgeçirirler. Ancak en şiddetli döven maymun üçüncü maymundur.
Araştırmacı ilk koyduğu iki maymunu kafesten çıkartır ve kafese yeni bir maymun koyar. O maymun da klasik olarak muza çıkma isteği üzerine bir dayak yer. Üstelik o iki maymun, yeni gelen maymunu, kafese ilk koyulan iki maymundan çok daha şiddetli dövmektedirler. Son maymun da neden dayak yediğini anlayamaz. İlginç olan şudur ki aslında dayak atan maymunlar da neden dayak attıklarını bilmiyorlardır.
Deneyin son fotoğrafında; kafesin tepesinde bir miktar muz, muzların önünde bir merdiven ve kafeste de üç maymun vardır. Ama bu üç maymun da hiç muzların yanına çıkmaya çalışmaz…”
Bir yarış başlatmışız bir zaman… Bir kavga kopmuş ardından… Biz nedenleri unutmuşuz, ezmeyi, tek olup hepsinin önüne geçmeyi hatta kavgayı sevmişiz… Bir fotoğrafımızı çekmişler ki kavgaların içindeymişiz ama hepimiz nedenden gafilmişiz…
Ben sıramı savdım…
Ben adımı suya yazdım…
Ben sıradan kelimeleri seçtim,hep onları kullandım.
Sıradan bir yolcu oldum,sıradan hanlarda kaldım.
Bildiğimiz havayı soludum, bildiğimiz suyu yudumlandım…
Oyun oynadım kazandım, yendiğim arkadaşım üzülünce, bir daha oynayıp kaybettim.
Ben eğlenmek için oynadım, üzmek için değil.
Ben mutlu olmak için yaşadım, hırs için değil.
Ben orta halli olmak istedim, zengin değil.
Ben hoş bir kız istedim, mükemmel değil.
Sıradan bir yurtta, sıradan bir okulda, sıradan bir hayatta yaşadım…
Sıradan bir kaç şarkı yazdım, sıradan yazılar karaladım…
Hiç bir şeyde en iyisi olamadım, olamazdım… Olamayacaktım…
Farklı olmak gerek demişlerdi. En iyisi böyle olunuyordu belki. Bir gün fark ettim ki tüm sıradanlığımda bilefarklıydım aslında. Hem de öylesine farklıydım ki…
Ama… Sonra anladım ki herkes diyordu bunu, demeliydi. Çünkü tüm sıradan görünüşlerine rağmen insanlar, hatta ikizler bile aynı değildi.
Sonra öğrendim ki her kar tanesi birbirinden farklıymış. Yakından bakınca, hepsi farklı, hepsi ayrı birgüzelmiş meğerse. Ama uzaktan hepsi aynı göründüğünde de, o sıradanlıkta da onlar güzel. Her gün batımı aynı olsa da, her gün batımı güzel. Her yıldız güzel… Hepsi sıradan, ama hepsi yine güzel… Aslında her şey hayatın akışında zaten farklı kendi içinde ve yine güzel; sıradan kendi dışında ve yine güzel…
İster “olamayacağı için” deyin, ister “olmayacağı için”, tüm bu düşüncelerden sonra “EN İYİ OLMAYI” takmamaya başladım ve öyle devam ettim… Anladım ki bir yerde “daha iyiler” varsa, “daha kötüler” var demektir, “en iyi varsa” diğerlerinin hepsi “daha kötü” demektir. Ben bunu kabullenemedim.
Artık arkadaşlarıma karşı oynamaktansa, arkadaşlarımla birlikte bilgisayara karşı oynamaya karar verdim!
İnsanları yenip hayatta kalmaktansa, insanlarla birlikte hayatı yenmeye karar verdim!
Neden mi sölüyorum bunları sana? Bil ki okuyorsan ve bana benziyorsan, yalnız değilsin! Bu hayatta bizden çok var. Göremezsin çoğu zaman. Ama sen yine de orada bir yerlerde olduğumuzu bil. Bilmek bile yeter biliyorum. “Hâlâ böyle insanlar var mı” sorusuna vereceğin samimi cevabın için gerekli bilgiyi vermek için yazıyorum.
Bana benzediğin için değil, “biz” e benzediğin için seni seviyorum, selamlıyorum…
Şu sözle bitirmek istiyorum:
“Birey için en iyi sonuç, diğer bireylerin mutlak kaybına giden yolla değil, tüm grubun ortak kazancına giden yolla elde edilir.” John Forbes Nash Jr (Evet “Akıl oyunları” filminde anlatılan adam.)















