15
She will be loved… (O seviliyor olacak…)
Dışarıya dikmiş gözlerini… Bulutları izliyor yine… Etrafında gülüşmeler, koşuşturmalar… Çocuk herkes alabildiğine… Ama kimseyi duymuyor… Kimseyle ilgilenmiyor… Aklı her zamanki gibi çok ama çok uzak yerlerde, çok uçuk şeylerde… Daha orta okul çocuğu… Daha küçük o… Ama sanki bir şeyler hep eksik ondan… Hep bir şeyler bir yerlerde… Onda olması gereken şeyler,başka yerlerde… Ve o şeylerin en büyüğü,en tatlısı giriyor menzile… :
- Ne yapıyorsun burada? Canın mı sıkkın?
- Yok ya bişi… Öyle izliyorum sadece… (İçinde fırtınalar kopuyor aslında…)
- Bir şey varsa anlatabilirsin bana, gerçekten. Kız meselesi falan mı yoksa? Hadi söyle çabuk kimden hoşlanıyorsun? (Gülümseme vardır yüzünde)
- Kız mı? Yok canım ne alakası var?
- Hadi hadi… Bilirim ben. (O yaşında nereden bilecekse… Ama doğru tahmindi gerçekten. Kendisiydi problem, asıl tahmin etmesi gereken de buydu zaten…)
- Ya aslında evet…
- Vuuv… Kimmiş bakalım bu kız?
- Ya boşver tanımazsın…
- Ya söyle bir şeyler yapabilirim belki.Tanıyorumdur belki ya!
- Ya tanımazsın gerçekten. Hem boşver, öylesine salakça bir şey. Sen ne yapıyorsun?
- Ne yapayım ya ben de,aynı.
- Yok mu Erman’la bir gelişme?
- Yok ya… Aslında ondan artık hoşlanmıyorum galiba…
- Neden? Nerden çıktı? Başka biri mi var yoksa?
- Yok ya… Yani bilmiyorum… (Biraz kafasını öne düşürür…)
- Aa yapma,benden mi saklıyorsun? (Bir anda garip bir umut çöreklendiği yerden çıkmıştır yine açığa. Saçmadır aslında,ama yine de çıkar. Acıtması gereken bir kalp vardır orada…)
- Şeyy… Galiba var…
- Hmm… Kim peki?
- Boş ver tanımazsın ya.
- Ya sen söyle,tanıyorumdur ben,tanıyorumdur… Hadi naz yapma…
- Ama sen söylemedin.
- Ya benimkini boş ver. Zaten çoktan gözden çıkardım onu ben. Sen söylesene hadi.
- Ya… Hani şu yandaki lisede basketbolcu bir çocuk var ya,geçenki turnuvada baya iyi oynayan.
- Hı evet biliyorum.Onu tanımayacağımı nasıl düşündün anlamadım. O maçta beraberdik izlerken.
- A doğru ya. Neyse işte,geçen onu gördüm bir arkadaşımın yanında. Çok tatlı biri ya…
- Hmm… Büyük değil mi o baya? Tanıştınız yani?
- Evet… Ya iki yaş var aramızda,çok değil yani.Süper dimi?
- Hıhı… Senin adına çok sevindim…
…
Kız gider bu muhabbetle… Çocuk yine döner pencereden dışarı… Çocuk çevresinden çok daha derinlerdedir kendi içinde. Merak ettiği devasa bir dünya vardır… Yapacağı yüzlerce şey… Çok iyi okullara gidip, çok iyi yerlere gelmek vardır planlarda… Einstein’ı anlamak, Harezmi’yi bilmek, uçakların nasıl havada durduğunu, bilgisayarların nasıl çalıştığını keşfetmek vardır o minicik beyninin soru işaretlerinde… Ama onu yeryüzünde tutan tek şey o kızdır. Kız ise beş dakikadan fazla durmuyordur yüzeyde… Hep aklı başkalarında… Hep daha havalı,daha pahalı giyinen, daha yakışıklı, daha popüler ve belki de bu yüzden serseri olanlarda…
Bu klasik bir öyküdür… Bu bilinir, yazılır, filmi çekilir bir hikayedir biliyorum. Ama en sık rastlananıdır da aslında…
Çocuk büyür ve çoktan ayrılmıştır yollar kızla… Çocuk iyi bir yerlerdedir. Çocuk hala derinlerdedir. Gün gelir aynı kız çıkar karşısına… Bu kez aşık olur kız çocuğa. Değişmiştir o da çocukta. Belki o beğenmediği çocuk da aşık olunabilir olmuştur sonunda… Çocuksa bir onu bilmiştir, bir onu kazımıştır kalbine de… O gün bile, o güne kadar bile başkası girememiştir oraya… O ateşle açılmış yaralar açılır yeniden kızla ve çocuk da kapılıryeniden o alevin rüzgarına…
Aşık olur ona bir kez daha… Bininci kez belki hayatında… Ama peşini bırakmaz geçmiş… Geçen üzücü yıllar da kazınmıştır aynı alevle aynı yüreğin duvarlarına. Bu klasik öykü genelde mutlu sonla biterdi ama öyle olmuyor sonunda…
Hak etmiyor kız çocuğu… Evet herkes hata yapar belki ama… Herkes cezasını da çeker sonunda… Çünkü cezasız af, değiştirmez değişmesi gerekenleri, bir şey öğretmez insana…
Çocuk gider, kız da gider kendi yoluna… Bir şarkı başlar arkalarından, tüm çok sevilen, çok değer verilen, gözden, sözden hatta yüreklerden sakınılan ama bunu görmeyen ruhlara…
“Maroon 5-She will be loved… (O seviliyor olacak…)
Güzellik kraliçesi gibi ve sadece 18inde daha…
Kendisiyle bazı sorunları var…
O hep kıza yardım etmek için oradaydı her seferinde ama
Kız hep başkasına aitti…
Millerce yoldan gelip kapında dolaşırdım ve
Seninle ne kadar çok zaman geçirsem de hep biraz daha isterdim…Her günümü evinin yakınında bir köşede,
Yağan yağmurun altında
Kalbi kırılmış bir kızı ve
Onu bana “Biraz daha kal..” demesini arzulayarak geçiremem…Ve o kız yine de seviliyor olacak…
Camımı tıklat, kapımı çal
Kendini güzel hissettirmeyi istiyorum…Biliyorum,
Her zaman bizi uzlaştıracak bir gökkuşağı ya da kelebekler olmaz…
Kalbim dolu ve kapım her zaman açık sana…
İstediğin zaman gelebilirsin…Nerde olduğunu biliyorum;
Arabanda yalnız başınasın ve seni sen yapan şeyleri düşünüyorsun…
Biliyorum ki bu “hoşça kal” bir şey ifade etmiyor…
Geri gelecek ve bana yalvaracak o kızı yakalamam için her düştüğünde…Camımı tıklat, kapımı çal
Kendini güzel hissettirmeyi istiyorum…Her günümü evinin yakınında bir köşede,
Yağan yağmurun altında
Kalbi kırılmış bir kızı ve
Onu bana “Biraz daha kal..” demesini arzulayarak geçiremem…Ve o kız yine de seviliyor olacak…”
















Acıklı bir hikaye..
İnsanın doğasında mazoşistlik var bence, nedense kendisini seven ve onunla mutlu olabileceği birini değil de hep ulaşamayacağı insanı seçerek kendine acı çektiriyor
Doğamızdaki mazoşistlik değil, körlük ve “açlık” bence. Çünkü dönüp dolaşıp “keşke”lere mahkûm oluyoruz sonunda. Mazoşistlikten olsa, pişman olmazdık bence…
Tekrar tekrar yaşadım aynı şeyleri. Ne kadar garip değil mi? Kız, kendisine ayrılmış olan en gösterişli gönül tahtına oturmamak için her şeyi yapıyor. Belki de gerçekten hak etmiyor…
Sevmek değil marifet, hak edeni sevmek aslında…
mecnun isen ey dil sana leyla mı bulunmaz
bu goncaya bir bülbül-ü şeyda mı bulunmaz
Değil mi? :))