27
İsraf bedenler…
Anahtar Parça: Mor ve Ötesi – Aşk İçinde
(buradan buyrun)
“Sarıl bana…
Sarıl bana çocuk,
Bitmeden bu rüya
Uçmadan ben ufka,
Son bir kez daha
Sarıl şu israf vücuda…
Karanlık yerlerim varmış benim,
Aynaymış camlarım…
Belliymiş sonlarım…
Kurumuş kanlarım sonunda…
Ne zamandı ilk attığım kesik?
Ne zaman pustum günaha?
Ne zaman alındı ruhum,
Ruhsuz nasıl kaldım hayatta?
Dedi ki bir adam
Farklıymış benden…
Korktum, kaçtım,
Savaştım…
Meğer savaş başlarmış
Farklar ortaya çıkınca…
Benzerlikler silinirmiş de
Katl fısıldanırmış lanetli kulaklara…
Halbuki savaşta bile aynıydık biz,
İnkârın kucağındaki bedenlerimizle…
Bilinç bildiğinden gafil,
Ruh bedenden,
Baba oğuldan,
Kardeş kardeşten olmuş da,
Kendimizi sunmuşuz şeytanlara
Gümüş, kanlı tepsilerde…”
Doğrular yanlış olmuş,
Yanlışlar mübah…
Haram bir gün doğmuş
Dinden, ırktan, dilden,
İnsanlıktan öte…
Ve bir adam durmuş
Kendini vuran çocuğun önünde…
Bir adam sarılmış çocuğa
Kanları dönerken toprağın
Hoşgörülü sinesine…
Bir adam düşmüş,
Apoletleri saçılmış
Hayatlarla inşa edilmiş
Kanlı betonlar üzerine…
Bir şehir daha düşmüş,
Barış “katl”le gelir sanmışlar yine…
İntikamın tohumları serpilmiş,
Güç elden ele geçmiş,
Kral gitmiş, patron gelmiş,
İsimler değişmiş ama
Soytarılar, dalkavuklar, köleler
Hepsi yerli yerinde…
Hep kırmışlar zincirlerini,
Zincirlemişler zincirleyenleri,
Dönmüş durmuşlar özgürlük diye…
Işıksız karanlık,
Gecesiz gündüz,
Zincirsiz özgürlük olamazdı,
Görememişler bile…
Hoşgörememişler bile…
Görememişler bile…
Affedememişler bile…
Aldanmışlar nefslerine,
Nefretlerine…
Güce…
Hangi güce?
Soru da buydu ya zaten,
Hangi güce…
Dedim ya,
Görememişler bile..















